Kapitalizm içine girdiği çürüme çağında ne yapsa aşamayacağı tarihsel sistem krizi ve 3. Dünya Savaşı koşullarında tüm dünyada emekçi sınıfların sorunlarını büyütüyor. Düşen ücretler, ağırlaşan çalışma koşulları, artan enflasyon, yoksulluk, işsizlik, sosyal hakların kısılması, eğitime, sağlığa erişimin zorlaşması, barınma sorunu, göç krizi, doğa katliamı, siyasi baskıların artması, otoriterleşme, büyüyen faşizm tehlikesi… Ancak hayatta her şey karşıtıyla var. Kapitalizmin yarattığı bütün bu boğucu sorunlara karşı işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar meydanları boş bırakmıyor. Dünya meydanları, kaynakların savaşa ayrılmasına, göçmen düşmanlığına, büyüyen faşizm tehlikesine, otoriter rejimlere, işçi sınıfının kazanılmış haklarına saldırılara karşı ve daha pek çok taleple yüz binlerin hatta milyonların sesiyle yankılanıyor. Kapitalizmin yarattığı dayanılmaz koşullara karşı birbiri ardına gelen kitlesel tepkilere İspanya’da patlak veren barınma hakkı eylemleri de eklendi.
23 Eylülde 87 yaşındaki Maricarmen Abascal, 70 yıldır yaşadığı evinden zorla tahliye edildi. Maricarmen’in sedyeyle evden çıkarıldığı görüntüler İspanya’da konut sorununa karşı biriken öfkenin patlamasına neden oldu. Çünkü bu ilk tahliye değildi. 2026 yılının ilk 4 ayında günde 45 tahliye gerçekleştirildiği söyleniyor. Yaşlı kadının tahliyesine ilk tepkiler on binlerce insanın sokaklara çıkması ve Puerta del Sol Meydanında çadırlar kurularak protesto kampı oluşturulması oldu. İlerleyen günlerde kiracı sendikası Sindicat de Llogateres ve barınma hakkı savunucusu çeşitli örgütlerin çağrısıyla 50’den fazla kentte yüz binlerce insanın katıldığı gösteriler yapıldı, yollar kapatıldı, polis saldırısında yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu. İspanya’nın iki büyük işçi konfederasyonu İspanya İşçi Komisyonları Konfederasyonu (CCOO) ve Genel İşçiler Birliği (UGT) 24 saatlik genel grev örgütleyeceklerini duyurdular.
Maricarmen’in 70 yıldır kiracı olarak yaşadığı evin mülkiyeti Urbangestion adlı emlak yatırım şirketine geçtikten sonra aylık yaklaşık 500 euro olan kirası 2650 euroya çıkarılmak istendi. Bu rakam daha sonra 1650 euroya düşürüldü ancak 1350 euro emekli aylığı alan Maricarmen bu miktarı da karşılayamadı ve kapitalist doğası gereği insani ve vicdani hiçbir değeri olmayan emlak şirketi tarafından evinden atıldı. Protestoların etkisiyle Maricarmen’in kirası Madrid Belediyesi ile emlak şirketi arasında varılan bir anlaşmayla maaşının yüzde 30’una denk gelen bir bedele düşürüldü ve 8 yıllık yeni bir kira kontratı yapıldı. Bu anlaşma protestoların ilk somut kazanımı oldu ancak evinden hastaneye kaldırılan yaşlı kadın 15 gün sonra hayatını kaybetti.
Son on yılda kiraların yüzde 80, konut fiyatlarının ise yüzde 63 arttığı İspanya’da emekçiler gelirlerinin yarısını kiraya ayırmak zorunda kalıyorlar. Elbette konut sorunun büyüyüp patlama noktasına gelmesinde pek çok neden gösteriliyor. Bu nedenleri sıralamadan önce belirtelim ki konut sorununu büyüten birden çok etken olsa da asıl sorumlu kapitalizmdir, kapitalistlerin sadece kâr hırsıyla hareket etmesidir. Kâra dayalı üretimin İspanya’daki konut sorununda yarattığı en belirgin sonuçlardan biri nüfusun yoğunlaştığı kentlerde konut yetersizliği olmuştur. İspanya Merkez Bankasının verilerine göre bugün İspanya’da 750 bin konut açığı var. İnşa edilen konut ise yıllık 90 bin. 750 bin konut yapmak kapitalizmin gelişkinlik düzeyi ve savaş sanayiine ayrılan bütçeler düşünüldüğünde aslında zor bir şey değil ama bu sistemde işler ihtiyaca göre yürümüyor. Yüz binlerce konut açığı olduğu söylenen İspanya’da kentleşmenin ve turizmin yoğunlaşmadığı bölgelerde boş bekleyen konutlar olması da kapitalizmin çelişkili doğasının sonucu. 2008 yılında patlak veren ekonomik krizin etkisiyle yaşanan mortgage krizinin süren etkileri de sorunun bir parçası. Kriz öncesi konut kredileriyle şişirilen inşaat sektörü, ekonomik krizin patlamasıyla çöktü. İspanya’da 1997-2008 arasında inşaat sektörü canlandırıldı ve konut kredilerinin önünün açılmasıyla ihtiyacın 2 katı konut inşa edildi. 2008 krizi sonrası emekçiler kredileri ödeyemedi, fiyatlar düştü, kredi muslukları kapandı. İspanya’da da emlak balonu patladı. Halk arasında “Akbaba fonları” olarak bilinen ve 2008 krizi sonrası bankaların elindeki konutları düşük fiyattan satın alan emlak şirketleri kiraları aşırı ölçüde arttırdı. Bu şirketler çok sayıda konutu satın alıp, bir müddet bekletip sonra daha yüksek fiyattan tekrar satıyorlar, restore edip turizm sektörünün hizmetine sokuyorlar, emekçilerin kirasını karşılayamayacağı lüks konutlar haline getiriyorlar.
Dünya Turizm Örgütü (UN Tourism) verilerine göre İspanya, 2025 yılında Fransa’dan sonra en çok turist alan ikinci ülke oldu. Son yıllarda konutların daha iyi gelir getirdiği düşüncesiyle Airbnb benzeri günlük kiralama yöntemiyle turistlere kiralama uygulamalarının yaygınlaşması da barınmak için kiralanan konut sayısını azaltıyor. Dolayısıyla kiralar bu yolla da yükseliyor. Bu tarz uygulamalar İspanya’da ve turizmin yoğun olduğu ülkelerde, tepkilerden dolayı bir müddettir hükümetlerin önlem almaya çalıştığı bir durum. Avrupa Birliği’nin resmi istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre 2024’te AB genelinde Airbnb benzeri platformların toplam işleminin yüzde 20’si İspanya’dan yapıldı.
Bugün İspanya’da barınma hakkı için sokaklara çıkan, protestolara katılanların içinde gençlerin ağırlıklı olması da boşuna değil. İspanya Ulusal İstatistik Enstitüsünün (INE) geçen Nisan ayında yayınladığı bir rapora göre 26-34 yaş arası gençlerin yüzde 47,3’ü yani neredeyse yarısı ailesiyle yaşıyor. Bunların yarısı da bunun nedeninin gelirlerinin bir ev satın almaya ya da kiralamaya yetmemesi olduğunu söylüyor. INE verilerine göre, 2015’ten bu yana satılık veya kiralık ev fiyatları yüzde 80 oranında artarken, aynı dönemde çalışanların ücretleri yalnızca yüzde 30 oranında yükseldi. İspanya’da metropollerde ortalama kira aylık 1335 dolar. Bu kira bedeli genç bir işçinin ortalama maaşının yüzde 98’ine denk geliyor.
İspanya’da iktidarda Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ve onun küçük ortağı sol çatı ittifakı Sumar’dan oluşan bir koalisyon hükümeti var. Gösterilerin büyümesinin ardından hükümet tahliyelerin durdurulması, kira artışlarının kontrol altına alınması, daha fazla sosyal konut inşa edilmesi, ilk kez ev sahibi olacaklara devlet desteği sağlanması, günlük kiralamalara sınırlama getirilmesi gibi öneriler içeren bir paketi parlamentoya sundu ancak paket ana muhalefetteki sağcı Halk Partisi (PP) ve faşist Vox partisi tarafından reddedildi. Parlamentodaki sağ partiler, hükümetin daha önce de konut krizine yönelik çeşitli önlemleri içeren tasarılarını engellemişlerdi.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Meclise sunulan önlemlerin reddedilmesinin hemen ardından, 29 Kasımda yapılmak üzere erken seçim kararı aldı ve bir gün sonra da Bakanlar Kurulundan konut sorununa dair önlemler içeren kararnameler geçirdi. Bu kararnameler, uygun fiyatlı kiralık konuta erişimin arttırılması, yeni ev sahiplerine vergi teşvikleri verilmesi, kira sözleşmelerinin 31 Aralık 2028’e kadar uzatılması, turistik ve mevsimlik kiralamaların düzenlenmesi, zorunlu tahliyelerin 2030’a kadar durdurulması ve “akbaba fonları” olarak adlandırılan büyük yatırım şirketlerinin konut alımlarına kısıtlamalar getirilmesi gibi önlemleri içeriyor. Sanchez, bugün konut sorununun siyaset üstü olduğunu söylüyor ama sermayeyle çatışmamak için bugüne kadar soruna gerçek çözümler üretmeyen, akbaba fonlarını, tahliyeleri durdurmak için acil ve etkili önlemler almayan da aynı Sanchez’in başında olduğu hükümetti. Her ne kadar hükümet olaylar patlak vermeden önce de büyüyen tepkiler nedeniyle kira artışlarını kontrol etmek ve sosyal konutları arttırmak için 7 milyar euroluk bir bütçe ayırıp 2026-2030 Devlet Konut Planını uygulamaya hazırlanıyor olsa da sorunun İspanya’ya özgü olmaması, küresel ölçekte fiyat artışları, ulusal emlak fonlarıyla bağlantısı, bu girişimlerin, yani yama mahiyetindeki çözümlerin sonuçsuz kalmasına neden oluyor.
Konut sorunu ABD ve Avrupa ülkelerinde de büyüyor, tepkiler de…
Uzun zamandır ABD ve Avrupa ülkelerinin büyük kentlerinde konut sorununa karşı çeşitli kampanyalar ve protestolar örgütleniyor. Avrupa ve ABD’de hızla artan maliyetlerin etkisiyle konut inşaatları geriliyor, konut satışları düşüyor. Kiralar artıyor. Tahliyeleri kolaylaştıran yasalar nedeniyle her gün yüzlerce insan Maricarmen’in yaşadıklarını yaşıyor. ABD genelinde kiracıların dörtte biri görece uygun fiyatlı evlerin kirasını bile karşılayabilecek durumda değil. Düşük gelirli ailelerin yalnızca dörtte biri kira yardımından yararlanabiliyor. Bu nedenle geliri düşük hanelere uygun yapılan evlerin dahi bir kısmı boş kalırken evsiz sayısı artıyor. ABD’de son sayımlara göre 700 binden fazla insan evsiz ve bunların içinde çocuklu aileler de var. İtalya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Danimarka, Avusturya ve Yunanistan’da da sorun giderek büyüyor. Araştırmalar Fransa’da evsizlerin sayısının 300 bine çıktığını ve bu sayının 10 yılda yüzde 140 artış gösterdiğini söylüyor. Journal of Maps adlı akademik bir dergide yayınlanan araştırmaya göre Avrupa’da ortalama bir gelirle kentlerde yaşayanların yüzde 44’ü 50 metrekarelik bir evi dahi satın alamıyor, yüzde 39’u ise bu büyüklükte bir evin kirasını dahi ödemekte zorlanıyor.[1] Bu yazıda meselenin bu yönüne ayrıntısıyla giremesek de 1980 sonrası neoliberal dönüşümlerin, konut ve barınmada da bugün yaşanan patlamalı sorunların altını nasıl döşediğini daha iyi anlamak için Levent Toprak’ın, “Çıkmazdaki Kapitalizmin Kent Yağması” yazısına bakılmalıdır.
Almanya’da da sorun giderek büyüyor. Büyükşehirlerde yaşayan ailelerin konut ve ısınma için yaptığı harcamalar Avrupa genelinde olduğu gibi aylık gelirlerinin yarısını aşıyor. Nüfusun yüzde 84’ünün kiracı olduğu Berlin’de ortalama kira 2010’dan bu yana yüzde 110’dan fazla arttı. Sokaklara taşan tepki aynı zamanda seçimlerde kitlelerin oy tercihlerine de yansıyor. Berlin’de 20 Eylülde yapılan eyalet meclisi seçimlerinde birinci çıkan Sol Partinin (Die Linke) Türkiye kökenli adayı Elif Eralp’in en temel vaadi, büyük emlak şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasıydı. Almanya’da emlak şirketlerinin elinde 500 binden fazla ev olduğu söyleniyor. Kamulaştırma vaadi Eralp’in aldığı oyların en belirleyici nedeniydi. Geçtiğimiz yıl ABD’nin en büyük kenti New York’ta Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri grubuna bağlı Zohran Mamdani’nin belediye başkanı seçilmesinde de kiraları donduracağını söylemesi etkili olmuştu.
Emekçilerin beklenti ve eğilimlerini göstermesi açısından konut sorununu çözeceğini söyleyen siyasetçilere yönelmesi anlamlıdır. Ancak uluslararası sermayenin siyasi iktidarlarla kaynaşarak muazzam bir kâr ve spekülasyon alanına çevirdiği emlak sektörüne müdahale girişimlerinin güçlü engellerle karşılaşması kaçınılmazdır. Nitekim Mamdani’nin de Eralp’in de karşısında uluslararası emlak şirketlerinin, finans kuruluşlarının yanı sıra merkezi hükümetler var. ABD’nin başındaki Trump’ın zaten kendisi bir emlak baronu ve Mamdani’nin önünü kesmek için burjuva politikasının her türlü ahlâksızlığını kullanıyor. Almanya’da ise Başbakan Friedrich Merz, Eralp’in emlak şirketlerine karşı söyleminin karşısında duruyor. Merz, özel mülkiyetin korunacağı konusunda uluslararası yatırımcılara güvence vermek için büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasını engelleyecek federal bir yasa hazırlamak istiyor. Eralp’in seçim kampanyasında öne çıkardığı emlak şirketlerinin ellerindeki konutların kamulaştırılması planı ilk kez gündeme gelmiyor. 26 Eylül 2021’de, Berlin’de, 3 binden fazla konutu bulunan büyük şirketlerin mülklerinin kamulaştırılması için Berlin hükümetinin yasa hazırlamasına yönelik yapılan referandumda yüzde 57,6 oranıyla “evet” oyu çıktı. Ancak referandum sonucu hayata geçmedi. Çünkü referandum sonrasında gerekli yasalar çıkmadı. Referandum sonucu birçok bürokratik ve siyasi engele, gerçekte ise kapitalizmin tunç yasasına, mülkiyet hakkının kutsallığına takıldı. Berlin’de 2020 yılında da SPD, Sol Parti ve Yeşiller koalisyonunun uygulamaya çalıştığı “kira tavanı” düzenlemesi de Federal Anayasa Mahkemesinin kararına takılmıştı. Mahkeme, federal mevzuatın zaten düzenlediği bir alanda eyaletin ayrı bir sistem kuramayacağına hükmetmişti.
Türkiye’de de barınma sorunu büyüyor
AKP iktidarı altında gerçekten de Türkiye’nin çehresi değişti. Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerde devasa kuleler, plazalar, lüks siteler, yanı sıra devlet desteğiyle inşaat şirketlerine yaptırılan şehir hastaneleri, adalet sarayları gibi devlet binaları, köprüler, tüneller, çift şeritli yollar inşa edildi. AKP, hem pek çok alanda ekonomiyi canlandıran hem istihdam yaratan hem çeşitli yollarla sermaye transferini hızlandıran inşaat ve emlak sektörünün önünü açtı. TOKİ ve Emlak Konut benzeri kuruluşlar eliyle Hazine arazileri yandaş sermayeye aktarıldı. Yap, işlet, devret modeliyle büyük inşaat projelerinin inşaat şirketlerine adrese teslim modellerle ihale edilmesi üzerinden yandaş şirketlere adeta düzenli ve devasa kazanç girdisi sağlandı. İnşaat şirketlerinin önlerindeki engelleri kaldırmak için yasalar, yönetmelikler defalarca değiştirildi.[2]
Metropollerden kırsaldaki şehirlere kadar her yer şantiyeye çevrildi. Kıyı şeritleri dahil devasa yapıların istilasına uğradı. Fakat bunca yapılaşmaya karşın sonuçta ev sahipliği oranı düştü, kiracı sayısı arttı. Kiralarsa astronomik rakamlara ulaştı. Asgari ücretin ortalama ücret haline geldiği Türkiye’de sadece büyük kentlerde de değil hemen her şehirde oturabilecek ortalama bir evin kirası asgari ücreti geçti. Yani Türkiye’de de konut sorunu giderek büyüyor. Bir dönem kira ödemeden başını sokabileceği bir eve sahip olmak için bankalardan konut kredisi alarak on yıllarını ipotek eden emekçiler için artık bu da imkânsız hale geldi. Sağlıklı denemeyecek bir evin kirasını ise evde çalışan bir kişinin maaşı dahi karşılamıyor. İktidar konut sorununu daha fazla konut yaparak çözeceğini söylese de, yüksek kiraları son yıllarda 6 Şubat depremlerine bağlasa da[3], tek başına Türkiye’de bugün milyonlarca konutun boş tutulduğu düşünüldüğünde bile bütün bunların aldatmaca olduğu, asıl sebebin birbiriyle iç içe geçmiş inşaat, emlak ve finans sermayesini daha da zengin edecek politikalar olduğu anlaşılır. Türkiye’de 10 yıldır devam eden faşizm koşullarında, emekçilerin barınma sorununa karşı büyüyen tepkisi daha alanlara yansımıyor ama alttan alta öfke büyüyor.
“İktidar ortaya çıkan sorunları işçi ve emekçilerin lehine çözme yönünde çaba harcamıyor, bu yönde projeler üretmiyor. Kira artış oranlarını düzenleyecek yasalar çıkarmıyor, denetim mekanizmasını çalıştırmıyor ve en iyi durumda meseleyi fırsatçılara bağlayarak sorumluluğu üstünden atmaya çalışıyor. Üstelik bu meselenin çözümünde bile fırsatçılık yapmaya çalışarak yandaş müteahhitlere buradan da ekmek çıkarmaya çalışıyor. İnşaat şirketlerinin kiraya verecekleri evler yapacakları, Avrupa’daki gibi ev kiralama şirketlerinin yaygınlaşacağı bir model gündeme gelmeye başladı. Yıllardır şantiye alanına dönüşmüş olan ülkede neredeyse tüm çarklar inşaat şirketleri için çalıştı. Devletin tüm imkânları bu firmaların, özellikle «beşli çete» olarak bilinen şirketlerin daha fazla kazanması için kullanıldı. Son yıllarda gerek enflasyonun gerekse döviz kurunun giderek artmasıyla birlikte inşaat sektöründe kullanılan malzemelerin de fiyatlarının artmasıyla konut fiyatları yükseldi. 2020’de sekteye uğrayan konut satışını arttırmak, inşaat sektörünü krizden çıkarmak için ekonomiyi daha da dibe götürme pahasına kamu bankaları aracılığıyla konut kredileri düşürüldü. Ev satışlarında patlama yaşanması konut fiyatlarının hızla artmasına yeni bir ivme verdi. Bu da kısa bir süre sonra tekrar satışların hızla azalmasına yol açtı. Sorun öyle bir çıkmaza girmiş durumda ki, asıl amaç yandaş sermayeyi, yandaş müteahhitleri daha da zenginleştirmek olduğu için «çözüm» adına yapılan her müdahale problemi daha da büyütmeye devam ediyor.”[4]
Barınmak da sınıfsaldır
Kapitalizmde nasıl ki her şey ihtiyaç için değil kâr için üretiliyorsa, emekçiler için ailesiyle yaşayacağı, barınma ihtiyacını karşılayacağı konut da kapitalistler için alıp satacağı bir metadır. Aynı gıda, beyaz eşya, otomobil, ilaç ve aklımıza gelen diğer her şeyde olduğu gibi kapitalist üretim mantığı nedeniyle barınma sorunu çığ gibi büyürken bir taraftan da boş konutlar artar. İnşaat sermayesi daha çok kazanabileceği alanlarda lüks konutlar yapar, yeterince para getirmeyeceği için elindeki konutları boş tutar, bunca bolluğun karşısında milyonlarca yoksul emekçi gelirinin yeteceği sağlıklı bir konuta ulaşamaz.
İspanya’da eylemler sırasında yükselen “siyasetçilerin zamanı sona erdi, şimdi siyaset zamanı” sloganı önemli bir mesaj içeriyor. İşçi sınıfı ne zaman burjuva siyasetçilerden sorunlarına çözüm yolları bulmasını beklemeyi bırakıp kendileri mücadele alanlarına çıktılarsa ancak o zaman gerçek kazanımlar elde ettiler. Bugün dünya işçi sınıfının meydanlara taşan öfkesi ve pek çok ülkede kapitalizmi ve burjuva siyasetçileri hedef alması önemli bir kırılma noktasının işaretidir. İşçiler, sorunlarına çare bulmayan ve hatta bunların altını döşediğini gördüğü geleneksel sağ ya da sol burjuva siyasetçilerden bıkmıştır. Kapitalizm tarihsel olarak işçi sınıfını gerçeklerle karşı karşıya getirmiştir. Şimdi yapılması gereken işçi sınıfının kendi sınıf siyasetini büyüteceği kendi örgütlerinde birleşmesidir.
Tarih boyunca emekçi sınıflar barınma hakkı için mücadeleler yürüttü. I. Dünya Savaşı sırasında, 1915’te, Glasgow’da yapılan kira grevlerinde, başta emekçi kadınlar olmak üzere işçilerin fahiş kira artışlarına karşı başarılı bir şekilde direnmeleriyle, hükümet “Kira Kısıtlama Yasasını” çıkartmak zorunda kaldı ve bu yasayla kiralar savaş öncesi dönemdeki düzeye çekilip donduruldu.[5] “1929 krizinde Amerikan işçi sınıfı işsizlik ve evsizliğe karşı büyük bir mücadele verdi. Komünist Parti işsizleri örgütlemek için kolları sıvamıştı. «Mücadele Et, Açlıktan Ölme», «İş ya da İşsizlik Maaşı» sloganlarıyla başlatılan mücadele İşsiz Konseylerinin katılımıyla büyümüştü ve New York, Detroit, Boston, Philadelphia, Cleveland, Chicago ve daha pek çok kentte yüz binlerce kişinin katıldığı İşsizlik Günü Yürüyüşleri organize edilmişti. Verilen mücadele neticesinde işsizlik yardımıyla ilgili bir yasa çıkmıştı. İşsiz Konseyleri aracılığıyla yerelde örgütlenen emekçiler evlerinden çıkarılan ve eşyaları dışarı atılan kişilerin yardımına koşuyordu. Oluşturulan İşçi Dayanışması grupları, boşaltılan evlerin eşyalarını tekrardan içeri taşıyorlardı. 1932’de sadece New York’ta 77 bin aile bu sayede evlerine dönmüştü.”[6] İşçi sınıfının mücadele tarihi de gösteriyor ki kapitalizm altında bu sorunun nihai bir çözümü yok. Ancak, ucuz, sağlıklı barınmaya bir nebze olsun ulaşabilmenin yolu işçi sınıfının kendi siyasetini üretebilmesinden, kendi talepleri için kendi örgütleriyle mücadeleye atılmasından geçiyor.
“Diğer pek çok sorunda olduğu gibi bu sorunun da çözüm yolu, kapitalizmi alaşağı edecek ve bütün üretim araçlarına bizzat işçi sınıfının el koyacağı bir toplumsal devrimden, proleter devrimden geçmektedir. Özel mülkiyetin ortadan kaldırılacağı, üretimin merkezi bir plana uygun olarak yapılacağı, insanların eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, elektrik, su gibi en doğal ihtiyaçlarının ücretsiz ya da çok cüzi ücretlerle karşılanacağı, tüm iktidarın sovyetler aracılığıyla işçi sınıfının elinde olduğu bir işçi devleti. Tıpkı konut sorunu gibi, işçi ve emekçilerin kapitalizmin kangren haline getirdiği tüm sorunlarının çözümü, sınıfsız ve devletsiz topluma, yani sosyalizme ilerleyen böyle bir devletten geçiyor. Proleter devrimin ardından bizzat proletarya tarafından oluşturulacak bu devlette, büyük mülk sahibi sınıfların mülklerine el konulacak ve tüm boş mülklerle birlikte buralar da işçilerin kendi devletinin mülkiyetinde yerleşime açılacaktır. Doğayı tahrip etmeyen, onunla uyumlu, sağlıklı ve güvenli konutlar bizzat bu devlet tarafından yapılarak işçilerin buralarda sağlıklı bir şekilde yaşamaları sağlanacaktır.”[7]
[1] https://tr.euronews.com/2026/09/03/avrupada-konut-krizi-ortalama-gelirle-50-metrekare-bile-alinamiyor
[2] Daha detaylı bir inceleme için bak. Oktay Baran, Dünyada ve Türkiye’de İnşaat Kapitalizmi, 16 Ocak 2018, https://marksist.net/node/6168
[3] Gerçek rakamlarla yüz binden fazla insanın canından olduğu, ailelerin yok olduğu, şehirlerin adeta insanların yaşamlarının, geleceklerininüzerine çöktüğü 6 Şubat depremlerini bir felâkete dönüştüren de siyasi iktidarın politikalarıydı. Deprem sonrasında dahi insanları kurtarmak yerine yıkımı ranta çevirmek için harekete geçen de siyasi iktidardı.
[4] Aylin Dinç, Büyüyen Sorunlara Bir Yenisi Daha Eklendi: Kira ve Barınma Sorunu, 9 Ekim 2021, https://marksist.net/node/7481
[5] İlkay Meriç, Dünden Bugüne Kira Grevleri, 28 Ekim 2021, https://marksist.net/node/7495
[6] İlkay Meriç, 1929 Krizinde Amerikan İşçi Sınıfı: “Mücadele Et, Açlıktan Ölme”, 5 Kasım 2018, https://marksist.net/node/6522
[7] Zeynep Güneş, Konut Sorunu Nasıl Çözülür?, 9 Mayıs 2005, https://marksist.net/node/61
link: Meral İnci, İspanya’da Büyüyen Konut Sorununa Karşı Öfke Patlaması, 19 Ekim 2026, https://www.marksist.net/node/8852


